15 Şubat 2015 Pazar

Dengesizlik

Denge...
Art arda söyleyince anlamını yitiren kelimelerden biri daha.
İnsanların kendi dengelerinden çok emin bir tavırla dengesizlik gördükleri yerde müdahale istekleri çok ilginç değil mi?
Boşluk, şeytanın oyun bahçesi.
İnsanlar boşluktayken, güzel zamanlarını dengesizliklere kafa yorarak harcayabiliyorlar ya da daha ileriye gidip dengesizliğin bir parçası oluyorlar.
Sonra hikayeler birikiyor.
Şanslılarsa dinleyen biri oluyor ya da paraları varsa birilerinin zamanını kiralayabilirler.
O değil de
Biriken hikayeler çare de olmuyor.
Kimsenin işine yaramıyor.
Nesilden nesile aktarılsa da yaşanacaklar yaşanıyor.

"Arkadaşım atlamışsa
Atlamayı deneyimlemek, sonuçlarının sorumluluğunu almak benim de hakkım.
Sonra da kırıklarımla gurur duyup dersimi almak."

Kırıklar güzel.
Gerekli.

Eğer kırıklarınız varsa kırıkları olan birini bulun, zira kırıldığınız için kıramadığınızdan mütevellit kırıkları olmayanlar için dengesizlik yaratamaz ve çekici olamazsınız.

Açık pencere çekiciliği...

Çocukken hastanede yattığım yerden kalkmamam gerektiğinde en çok dışarıda ne olduğunu merak ederdim. Bir çok hayal de kurmuştum. Taburcu olurken baktım pencereden, duvarlardan başka hiç bir şey yoktu. Ne koşuşturan güzel hemşireler ne de ağlayan çocuklar. Seslerin hepsi hastanenin içinden geliyormuş. Dışarıda her şey daha farklı olabilirdi oysaki...

Hayallerin boş duvara çarpıp yüzümüzde patladığı,
Dengesizliklerin renk katacağını düşünüp yerle bir olduğumuz,
Toprakları verimli diye her an patlayabilecek volkanik dağların dibine köy kurduğumuz insanoğulları olarak başımıza ne gelirse hak ediyoruz.

Sonrasını ayrı seviyorum ben.
Fırtına sonrası.
Huzur...
Sessizlik...
Denge...
Uyku...






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder