9 Eylül 2011 Cuma

Hepimiz filmiz!

Filmlerdeki repliklerin uygulamaları ile gerçek hayatta karşılaşmak, sağlamasını yapmak adeta bizim de film olduğumuzu hissettiriyor gün be gün.

"When Harry met Sally" de Harry ve Sally "Casablanca" filminden bahsederlerken Sally "women are very practical." (kadınlar çok pratiktir efem) diyordu. Sonra da torpidodaki saç spreyini sıkıyordu. Neyse bugün bu pratiklik karşıma süper bir gerçeklikle çıktı.

Normalde aşırı boş olan kuaför, bugünkü ziyaretimde doluydu ve malum kaş aldırırken rahat bir koltukları vardı enseyi rahat tuttuğunu varsaydığımız. O sandalye de doluydu. Sonra beni normal sandalyeye oturtup, boynuma içinde pamuk bulunan paketi koyarak destek yaptı. gayet rahat olmasının yanı sıra pamuğa ihtiyacı olduğunda da alabiliyordu kolayca...

Bir de alzheimer "Notebook" filminde gözlemlediğimiz bir hastalıktı. Dün überyaşlı bir amca ile otobüse bindik. Elinde boş bir laptop çantası vardı. Otobüse doğru yürümesi ve binmesi için yardım ettim. Yanına oturmamı istedi. Uyumak vardı aklımda ama amca o kadar çaresizdi ki bir ara araba ani fren yaptı, benim de gözler kaymış ani refleksle kolumla tutmaya çalıştım amca korktu. Sonra sohbete başladık. Nerede çalıştığımı sordu, sonra da "orda bir kız var.ona selam söyle." dedi."Amca bir sürü kız var." dedimse de "güvenlikçinin kızı" sözünden daha fazlasını edinemedim. Üzücü.

Daha ilginç durumlar olsa paylaşırım itina ile (:


19 Mayıs 2011 Perşembe

Çocukken kutlamaya çekindiğim gün

O gün işte bugün. 19 Mayıs Atatürk'ü anma, gençlik ve spor bayramı. İlköğretim okulundayken, 1-5. sınıflar arası 23 Nisan'a hazırlanırdık, diğer sınıflar ise küçümserlerdi, küçüğüz diye. 19 Mayıs ise onların bayramıydı. Oysaki iki bayram da bizimdi be! Bu öfke ne diyeymiş ki? Ortaokula gelene kadar 19 Mayıs gösterilerine özendim. Üst üste çıkmalar, bayrak açmalar, atletik gösteriler... (Tabi o döneme gelince, kasada takla falan olaylarına giremeyince, anladım ki bu iş bana göre değilmiş.)

23 Nisan. Hep folklor hep folklor. Ekstradan flüt çalarsan iyi (:

Üniversitede olay tersine döndü 23 Nisanlar tatil değildi. Artık dana olmuştuk hıhı.

Sadede gelelim. Bize her gün bayram! Kırılmaca, darılmaca olmasın.

Aha! Rüyamda yine bir bebek gördüm. Doğduğu gün, dişleri olan, dediğimi tekrarlayabilen ve kolundan hafifçe bırakınca bir kaç adım atabilen. Rüyamda şaşırıyordum, yok artık olmaz falan diye. Rüya olduğunu anlamam lazımdı ama yine de biraz aptallık yaşanılasıdır (:

Bayramımız kutlu olsun!

14 Mayıs 2011 Cumartesi

çılgın tercihler

Fırsatlı tırsatlı siteler moda olmuş, alem kavitasyonla incelmeye kasar hale gelmiş. Zor iş! İşte normalde 40 dk uygulanması gerekiyormuş da fırsatlı alınca 25 dk uyguluyorlarmış bıdı bıdı... Seans başı 150 tl bırakırsan işe yarışıyormuş vs.

Arkadaşım kedi ile dolaşırken bunları konuştuk. Sonra ben fiyatlarının çok uygun olduğunu bildiğim bir dil kursu gördüm ve dedim ki;
-Gel buradan ucuza dil öğren!
ve o muhteşem söz dudaklarının arasından çıkarken saçlarımı havalandırıyor, beni bambaşka gerçeklerle yüzleştiriyordu:

- kafamı büyüteceğime popomu küçültürüm...

çok mantıklı değil de ne? poponu küçültünce zaten seni tavlamaya çalışanlar gerekli kültürü edindireceklerdir :D zaten o dudaklardan çıkan bu söz, kafanın yeterince büyüdüğünü de göstermektedir bir yandan.

neyse, dün gece yine garip bir rüya gördüm.

üç katlı eski bir evimiz var sözde ve 'harbi' karakterli, sözünü sakınmayan bir genç bize kendi yaptığı bir tabloyu aradığını söyleyerek geliyor. muhabbet ediyor vs. ve tabloyu buluyoruz bil bakalım nerde?! tabi ki de tavan arasında. Gördüğüm resim, gerçekten küçük bir tablo. kadın karakteri çizilmeye çalışılmış, etrafında alevler var, kadındaki ana ton kırmızı ve etrafında şimşekler var, saçları da alev olmuş. Bu harbi gence kadının kim olduğunu sorduğumuzda ilk aşık olduğu kişi cevabını alıyoruz. kadını hatırlamak istemediğinden bizde bırakıp, insanlara aşık olma hikayesini anlatırken bu tablonun yurt dışında satıldığı ama tabloyu bulursa geri alacağına dair bir yalan atması elemanın harbiliğini bozmuyordu nedense rüya gereği. bizim de bu şekilde bilmemizi isteyerek, koşarak evden uzaklaştı.

Uyumadan önce yarınki kahvaltıda neler yiyeceğini düşünen var mı? Ah tam bir anket sorusu, es geçmeyeyim o vakit! :o



9 Mayıs 2011 Pazartesi

You've made my day "Jokes in English"

The First 3 Years of Marriage

  • In the first year of marriage, the man speaks and the woman listens.
  • In the second year, the woman speaks and the man listens.
  • In the third year, they both speak and the neighbors listen.
If that's right, can't wait for the second year! yay!

dermişim (:

8 Mayıs 2011 Pazar

Biz ona "armut" diyoz!

CELTA'daki arkadaşımdan daha önce Rus diye bahsetmişim, oysaki Ukraynalı, ataları Rus :) Adı da Nat. Neyse dün hava güzeldi, birlikte takılalım dedik, eşi de bize katıldı ve uzunnnn bir sohbet başladı. Rusça-Türkçe arasındaki gözlemlerini yansıttılar. Ve bayağı güldüm. Durak idiot demekmiş mesela :)

Nat, Çalıkuşu dizisinin Ukrayna'da yayınlandığını, çocukken izlediğini söyledi. Dizideki kadın ona göre o zamanlar dünyanın en güzel kadınıymış. Aydan Şener mi? dedim. Hatırlamadığını söyledi. Vücudunun şeklini çok beğeniyormuş. Nasıl yani dedim :) "Bilirsin, bizim oralarda hep düzdür, onun kalçası biraz büyüktü, benim için 'kadın' oydu" dedi.

Anaa! Armut dedim. Türkiye'de çok var dedim :D Buna biz "gitar" diyoruz dedi. Vay be dedim, ne kadar güzel bir tanımlama :) Kafamda Toni Braxton'ın Spanish Guitar klibinden çağrışımlar. Gitarken, Toni Braxton'a dönüşüyordu. Neyse, armut tipi yerine gitar tipi vücut deselerdi belki kilo vermeye bu kadar kasmayacaktım hayatım boyunca. E tabi bunu öğrendikten sonra durur muyum?

Ayrılmadan önce güzel bir sufleyi mideme indirdim açıkçası :) Muhteşem sohbetle süper bir ikili oldular ;)








5 Mayıs 2011 Perşembe

Alooo!

Bazen kendini anlatmaktan sıkılırsın ya o moddayım, anlatmak istemiyorum. Başkalarını anlatmaktan o kadar sıkılmazsın ama :)

Bazı insanlar kendilerini çok çalışmış görürken, başkalarının yaptıklarını "amaan canııım! ne yapmış ki?" diyerek gizli emeklerini görmezden gelebilmektedir. Toplumsal bir yara -bir minibüste ford kavgasından sonra vatandaşın biri bu sözü kullanmıştı- ne yazık ki! Gözlerini oymak gerektiğini düşünüyorum zaman zaman.

Kendini anlatmaktan sıkılmak dedim. Eski bir arkadaşıma mesaj yollayacaktım, sırf bu sıkıntıdan dolayı vazgeçtim. "Seninle görüşemedik ama bak bunları yaptım, olmuş mu?" gibi bir durum oldu sanki. "Olmadığını" görünce de "amaaaan be! ne kasıyorum kendimi" deyip işime döndüm. Ne insanım yahu :)

Şimdi yine işime döneyim. Yazılacak çok şey var. Ah CELTA!

Konuyu fazla dağıtmadan, Etiler'de oturan Rus arkadaşımın tiki bir kızın "aloo" deyişini anlatması ve İrlandalı bir arkadaşın da başarılı tiki kız taklidinin ardından oturduğu yerin Nişantaşı olduğunu vurgulayarak, oralarda çok bulunduğunu belirtmesi durumu yeterince kanıtlıyor kanımca.

Kaçtımz! x

Mim - YeşilÇAM'lla Geçmişten Bir Yaprak


Vay! Kankaleyim Mr. E beni özel olarak mimlemiş. Bu akşam başıma gelen en güzel şey diyebilirim :D Kafamı dağıtmak için güzel bir sebep.

Konumuza gelelim öhöm copy-paste
style olacak ama neyse; Her seferinde izlemekten zevk aldığınız, vazgeçemediğiniz Yeşilçam yapıtı hangisidir? (çok duygulandığını
z, ağladığınız ve güldüğünüz de olabilir)

Olay örgüsünden dolayı mı, eski olduğunu filmdeki yolların boşluğundan anlamamdan mı bilmem, çok çok küçükken izlememe rağmen en hüzünlü kafiyeye sahip "Ayşecik Boş Beşik" ne zaman izlesem beni meraklandırır, aşçısı ile yer yer güldürür, hafıza resetlemece ile yer yer hüzne boğar efenim. Soundtrack'in de etkisi var tabi. Çok yanık söylerdi Muzaffer Akgün (:

İtiraf geliyorrr... Küçükken filmlerin eski olduğunu pek anlayamayıp, karaktere aşık olmacalar vardı. Kime aşıktım sence? Harika! Superb! Ace! Kartal Tibet!.

Sanırım en eğlendiğim, hafifçe sarsan filmi Türkan Şoray ile arz-ı endam ettiği "Ateş Parçası".

Türkan Şoray'ın fakirlik halleri ne kadar içten, imeceler vs., içime en çok dokunan ağlayan palyaço moduna girmesiydi. Hep duygusalmışım arkadaş. Ama bir de pijamalı hali vardı ki böyle aşırı aç bir halde tavuk yiyordu kanımca :D

Eğlendim! Teşekkür ederim kankaley! Zaman yolculuğu yaptırdın bu gece :D








3 Mayıs 2011 Salı

Bir mimdir almış başını gidiyore

Kankaleyim feli'yi, Felim de mimlemiş beni.

En sevdiğin 3 görsel; sevdiklerimin gülen yüzleri, açık bir havada deniz (genelde boğazdan aşağıyı seyreylemek içimde böyle arabadayken kimi yokuşlarda için hop eder ya o hissi veriyor), açık büfe kahvaltı (yummy!)
En sevdiğin 3 ses; Felimin sesi, yazın balkonlardan gelen tabak-çatal sesi, eşimin kapıyı vuruş sesi :D
En sevdiğin 3 tat; maydanoz, mangalda köfte, çikolata
En sevdiğin 3 koku; güven kokusu, aşk kokusu, nergis kokusu
En sevdiğin 3 his; stresli bir faaliyetin ardından gelen başarıyı tadarken yapacak bir şey kalmadığı an oluşan, kötülük yapmak isteyenlerin kötülük bulduğu an, burayı boş bıraksam daha iyi :D

neyse, öyle işte. yarın akşam en sevdiğim 3 histen birini yaşayacağım umarım. hadi bakalım :)

16 Nisan 2011 Cumartesi

canavar bana var!

kendi kendimi izlediğimi yeni fark ettim. her ne ise canım kankaleyim beni mimlemiş. nasıl hissediyorsun? bir vecizeydi, şarkıydı anlat demiş... şu an yorgunluk var sadece, yürüyen böcekler falan görüyorum yandan, ama bakınca kayboluyorlar. Şu sıralar eğitimin içinde boğulduğumdan olsa gerek:

Time is a great teacher, but unfortunately it kills all its pupils. - Louis Hector Berlioz.


Veeeee biraz havaya ihtiyacım var.


bugünün en sıkılanı ben miyim?
samimiyetsiz miyim yoksa kel miyim?
laf anlamaz huysuz dedeler gibi
bi baktım da fiyakalı bir tripteyim

evrenin en debelenen yerindeyim.
nemenem bu çaba boş iyi ki gerilmedim.
çeneme gömülmüş yirmilik diş gibi
kaçıcak yerim yok ama evimdeyim.

yaklaştı fırtına
denk geldi son fırtıma
şimdi hazreti nuh gibi bi gemi yapıcam allah aşkına

çarşaftan yelkeni
gel de bir gör beni
salonun ortasında bermuda şeytan üçgeni

ben ve tüm yaratıklar
burası havadar
keşke hep böyle olsa
ama canavar bana var

denizin dibinde
demirden evdeyim
sarpa saran bu masalda başroldeyim.
nerede görülmüş böyle alengir?
sonunu ne sen sor, ne de ben söyliyim.

11 Mart 2011 Cuma

En güzel rüyam

Yıllarca değişik, fantastik, bağımsız film dalında ödül alabilecek kudrette kimi zaman da aksiyondan geçilmeyen rüyalar gördüğüm oldu.

Lakin dün gece görüp görebileceğim en sevimli rüyayı gördüm.

Benim bebekliğim Şanlıurfa'da geçmiş.

Rüyamda da büyük ihtimalle oradayız. Ortam güneş sarısı (bazı filmlerde sarı renk ana temadır, Vicky Christina Barcelona'daki rengin bir ton açığı). Ah bir de evler bitişik beyaz tek katlı, barakavari (Ona da Tanrıkent ortamını örnek verebiliriz).

Kardeşimle birlikteyiz. Bana bir sürprizi olduğunu söylüyor. Bir odaya giriyoruz. Odanın ortasında bir beşik, içinde bir bebek ama sırtı dönük. Sonra yüzünü çeviriyor. Bir bakıyorum ki benim bebekliğim ve inanılmaz neşeli, gülüyor sürekli.

Kardeşimin beni götürdüğü geçmişin devamında tabi her zaman olduğu gibi olaylar karışıyor "back to the future" misali. Ama ben karışık olan kısmı hatırlamak istemediğimden hatırlamıyorum. Bebekliğimin gülüşü aklımda uyanıyorum.

Rüyamdaki hediyen için teşekkürler kardeşim :)


7 Mart 2011 Pazartesi

Vay be

Sıkıntı yoksa yazılar sıkıcı oluyor gibi...

Bence güzel yazılar sıkıntıların ürünleri :)

Terapileri...

Nice sıkıcı yazılara, en sıkıntısızından...




İmkansız istekler silsilesi

İnsanları isteyenler ve verenler olarak ikiye ayırmak ne kadar doğru olurdu acaba?!
Neyse mühim ve ilginç olan isteyen güruhunun bir süre sonra isteklerinde sınır tanımaması.


yok yok sonradan karar verdim ki insanların hepsi istiyor :D öyle ya da böyle!