17 Aralık 2016 Cumartesi

Tatminsizlik

Yılda bir yazmanın acısı çıkıyor.

İnsan neden yazar?
Ya işi nedeniyle 8-5 yaptığım gibi. Yaz kızım.
Ya da duygudurumu coşar, ihtiyacını hisseder karalamanın. Şu an olduğu gibi.
Yaz kızım.

Hiç bir şey için geç değil sıvazı ile geçmişteki yanlışların tokadı yarışınca, sıvaz kazansın diye torpil geçiyorum. Günlerim böyle geçiyor.

Söylerlerdi küçükken büyük harflerle "kendi davranışlarının sorumluluğunu almak" diye.
Ben o zaman küçüktüm, anlayamıyordum ki ama siz de anlasaydınız biraz yardımcı olurdunuz sanki be.

Her gün görüyorum daha kötüleri var, psikolojisi bozuk anne-babalar ve eğitimcilerin elinde yok olan gelecekleri.

Yürüdüğüm yolda umarım onlara yardımcı olabildiğimi görebilirim. Sanırım zaten bundan sonra kendimden çok onları düşüneceğim çoğu anne-babanın ve eğitimcinin yaptığı gibi.
Çoğu diyorum çünkü kendi çocuklarını her gün gömen insanlar görüyorum. Fiziki ya da ruhen.

Yine de az da olsa güzel örnekler iyi ki var.

Seneye görüşürüz!





15 Şubat 2015 Pazar

Dengesizlik

Denge...
Art arda söyleyince anlamını yitiren kelimelerden biri daha.
İnsanların kendi dengelerinden çok emin bir tavırla dengesizlik gördükleri yerde müdahale istekleri çok ilginç değil mi?
Boşluk, şeytanın oyun bahçesi.
İnsanlar boşluktayken, güzel zamanlarını dengesizliklere kafa yorarak harcayabiliyorlar ya da daha ileriye gidip dengesizliğin bir parçası oluyorlar.
Sonra hikayeler birikiyor.
Şanslılarsa dinleyen biri oluyor ya da paraları varsa birilerinin zamanını kiralayabilirler.
O değil de
Biriken hikayeler çare de olmuyor.
Kimsenin işine yaramıyor.
Nesilden nesile aktarılsa da yaşanacaklar yaşanıyor.

"Arkadaşım atlamışsa
Atlamayı deneyimlemek, sonuçlarının sorumluluğunu almak benim de hakkım.
Sonra da kırıklarımla gurur duyup dersimi almak."

Kırıklar güzel.
Gerekli.

Eğer kırıklarınız varsa kırıkları olan birini bulun, zira kırıldığınız için kıramadığınızdan mütevellit kırıkları olmayanlar için dengesizlik yaratamaz ve çekici olamazsınız.

Açık pencere çekiciliği...

Çocukken hastanede yattığım yerden kalkmamam gerektiğinde en çok dışarıda ne olduğunu merak ederdim. Bir çok hayal de kurmuştum. Taburcu olurken baktım pencereden, duvarlardan başka hiç bir şey yoktu. Ne koşuşturan güzel hemşireler ne de ağlayan çocuklar. Seslerin hepsi hastanenin içinden geliyormuş. Dışarıda her şey daha farklı olabilirdi oysaki...

Hayallerin boş duvara çarpıp yüzümüzde patladığı,
Dengesizliklerin renk katacağını düşünüp yerle bir olduğumuz,
Toprakları verimli diye her an patlayabilecek volkanik dağların dibine köy kurduğumuz insanoğulları olarak başımıza ne gelirse hak ediyoruz.

Sonrasını ayrı seviyorum ben.
Fırtına sonrası.
Huzur...
Sessizlik...
Denge...
Uyku...






20 Ekim 2013 Pazar

Beleş Uzay Temalı Konser

Eskiz defteri tadındaki blog.
Ömürsün valla.
Ben günlük gibi kullanamasam da seni ilginç bir rüyamı bozuk ve son zamanlarda format yiyen telefonumla en güvenilir sen geldin ve yorganın dışı o kadar soğuk ki elim defter ve kalemime uzanamıyor bile.
evet rüyam.
Bana klasik müzik konser bileti alan: X arkadaşım.
Onunla buluşacağımızı düşünerek konser salonuna koşturan ben son anda e-maillerime bakıyorum ve "Gamze işi bırakacaktın. Gelebilecek paran var mı? Ahh, ne düşüncesizce davrandım. Konsere gidemeyiz o zaman." bir kaç adım kala konser salonuna bunları okuyup içeri dalıyorum. Adımı soruyorlar.  Diyorum: X ayarlamıştı biletleri, adımı soyadımı beyan ediyorum ki tam o sırada içeriden biri gelip yardımcı oluyor kalabalığı yararak: "Bu iki kişilik bilet iptal ama bir kişi gelebilirmiş ama parası yokmuş. İnisiyatif gösterecekmişiz." diyor. Bilet üstündeki isimler Xiu Gyenoyong (rüya atmasyon isimleri) ve benim adım yanlış yazılmış "Biz" diye isim mi olur? Ama biletteki isim bu. Soyadımın doğruluğundan havada kapıyorum biletleri (arkadaşım belki gelir diye). Ve üst kata çıkıyorum kırmızı halı serilmiş büyük merdivenlerden. Konser salonunun kapısı açık. Konser başlamış. Kapı ile merdiven arasında küçük kokteyl masaları adeta tarumar edilmiş. İçkiler çoktan içilmiş.Merdivenlerde dağınık  oturan ya da ayakta duran takım elbiseli adamlar bir garip bakıyor. Ben de içeri girmek yerine merdivene oturuyor, uzay temalı, garip tınıların olduğu müziğe kaptırıyorum kendimi. Uyuyakalıyorum. Uyandığımda başımı ayakta olan bir adamın bacağına dayadığımı fark edip yüzüne bakıyorum. "Hmm, iyi. Konseri seyrediyor." Önüme bakmaya devam ediyorum, elbisem bordo. Neden bu kadar özendiğimi merak ediyorum. Arkadaşım gelmemiş bile. Konser bitiyor. Topuklu ayakkabı yorgunluğu (böyle bir şey var.) ile kalabalık dağılmadan hızlıca iniyorum. Garip konseri para vermeden dinlemiş oldum ama çıktığımda yürüyerek yola devam ediyordum. Taksi çağırmamıştım. Yoksa?!

5 Ağustos 2012 Pazar

Supertramp?

Into to the wild filmini izleyenler kendilerini süperberduşluk fikrinden nasıl sıyırabildiler merak etmekteyim. Filmde karavanı olan çifti görünce lisede kurduğum hayaller geldi aklıma. Karavanla dünyayı dolaşmak. Filmden önceki St. Petersburg gezisi de atalarımızın bir kez daha yanılmadığını göstermişti bana. Çok gezen bilir... Filmde okuyan bir gezgin olmanın neden Alexander'ı süper kıldığının bir göstergesi.

Arkadaşım Aslıyla gezmek olağanüstü, ressam olduğundan Hermitage'daki bilgilendirmeleri de faydalıydı. Turla gezenler büyük bir hatada olduklarını düşünüyor olmalılar. Çünkü koskoca müzeyi koşarak dolaşıyorlardı. Parayla rezillik :)

Benim ilk yurtdışı gerçek(!) gezimdi. Almanya'da 40 günün 38 günü evde oturduğumu düşünürsek gerçekten sayılmaz. Sadece 1 gün Berlin'e kaçıştır sanırım özgür gezi. Aslı neredeyse tüm Avrupayı dolaştı ve buna rağmen bir gezi günlüğünün olmaması beni düşündürdü...Bazen hatıranda kalan fotoğraflarla yaşamak daha güzel belki de.

Sadece yaşlı Rus kadınlar için hayatın çok zor olduğunu düşünüyorum, zira gerçekten sinirliler... Kiev'de de hemen hemen aynıdır kanımca... Önce vizesiz yerleri gezme çabam da ilginç. Hadi bakalım.

Öğrenciyken gezmek daha güzel olurdu. Öğrenci indirimleri cazip... Ve yurtdışı gezisi bence yurtiçinden daha pahalı değil. Hele de hediye girişiminiz olmazsa.

Daldan dala atladığım bu yazıyı ara verdiğim günlere adıyorum.

Özgürlük ve yalın güzellik vazgeçmek için fazla güzel...

9 Eylül 2011 Cuma

Hepimiz filmiz!

Filmlerdeki repliklerin uygulamaları ile gerçek hayatta karşılaşmak, sağlamasını yapmak adeta bizim de film olduğumuzu hissettiriyor gün be gün.

"When Harry met Sally" de Harry ve Sally "Casablanca" filminden bahsederlerken Sally "women are very practical." (kadınlar çok pratiktir efem) diyordu. Sonra da torpidodaki saç spreyini sıkıyordu. Neyse bugün bu pratiklik karşıma süper bir gerçeklikle çıktı.

Normalde aşırı boş olan kuaför, bugünkü ziyaretimde doluydu ve malum kaş aldırırken rahat bir koltukları vardı enseyi rahat tuttuğunu varsaydığımız. O sandalye de doluydu. Sonra beni normal sandalyeye oturtup, boynuma içinde pamuk bulunan paketi koyarak destek yaptı. gayet rahat olmasının yanı sıra pamuğa ihtiyacı olduğunda da alabiliyordu kolayca...

Bir de alzheimer "Notebook" filminde gözlemlediğimiz bir hastalıktı. Dün überyaşlı bir amca ile otobüse bindik. Elinde boş bir laptop çantası vardı. Otobüse doğru yürümesi ve binmesi için yardım ettim. Yanına oturmamı istedi. Uyumak vardı aklımda ama amca o kadar çaresizdi ki bir ara araba ani fren yaptı, benim de gözler kaymış ani refleksle kolumla tutmaya çalıştım amca korktu. Sonra sohbete başladık. Nerede çalıştığımı sordu, sonra da "orda bir kız var.ona selam söyle." dedi."Amca bir sürü kız var." dedimse de "güvenlikçinin kızı" sözünden daha fazlasını edinemedim. Üzücü.

Daha ilginç durumlar olsa paylaşırım itina ile (:


19 Mayıs 2011 Perşembe

Çocukken kutlamaya çekindiğim gün

O gün işte bugün. 19 Mayıs Atatürk'ü anma, gençlik ve spor bayramı. İlköğretim okulundayken, 1-5. sınıflar arası 23 Nisan'a hazırlanırdık, diğer sınıflar ise küçümserlerdi, küçüğüz diye. 19 Mayıs ise onların bayramıydı. Oysaki iki bayram da bizimdi be! Bu öfke ne diyeymiş ki? Ortaokula gelene kadar 19 Mayıs gösterilerine özendim. Üst üste çıkmalar, bayrak açmalar, atletik gösteriler... (Tabi o döneme gelince, kasada takla falan olaylarına giremeyince, anladım ki bu iş bana göre değilmiş.)

23 Nisan. Hep folklor hep folklor. Ekstradan flüt çalarsan iyi (:

Üniversitede olay tersine döndü 23 Nisanlar tatil değildi. Artık dana olmuştuk hıhı.

Sadede gelelim. Bize her gün bayram! Kırılmaca, darılmaca olmasın.

Aha! Rüyamda yine bir bebek gördüm. Doğduğu gün, dişleri olan, dediğimi tekrarlayabilen ve kolundan hafifçe bırakınca bir kaç adım atabilen. Rüyamda şaşırıyordum, yok artık olmaz falan diye. Rüya olduğunu anlamam lazımdı ama yine de biraz aptallık yaşanılasıdır (:

Bayramımız kutlu olsun!

14 Mayıs 2011 Cumartesi

çılgın tercihler

Fırsatlı tırsatlı siteler moda olmuş, alem kavitasyonla incelmeye kasar hale gelmiş. Zor iş! İşte normalde 40 dk uygulanması gerekiyormuş da fırsatlı alınca 25 dk uyguluyorlarmış bıdı bıdı... Seans başı 150 tl bırakırsan işe yarışıyormuş vs.

Arkadaşım kedi ile dolaşırken bunları konuştuk. Sonra ben fiyatlarının çok uygun olduğunu bildiğim bir dil kursu gördüm ve dedim ki;
-Gel buradan ucuza dil öğren!
ve o muhteşem söz dudaklarının arasından çıkarken saçlarımı havalandırıyor, beni bambaşka gerçeklerle yüzleştiriyordu:

- kafamı büyüteceğime popomu küçültürüm...

çok mantıklı değil de ne? poponu küçültünce zaten seni tavlamaya çalışanlar gerekli kültürü edindireceklerdir :D zaten o dudaklardan çıkan bu söz, kafanın yeterince büyüdüğünü de göstermektedir bir yandan.

neyse, dün gece yine garip bir rüya gördüm.

üç katlı eski bir evimiz var sözde ve 'harbi' karakterli, sözünü sakınmayan bir genç bize kendi yaptığı bir tabloyu aradığını söyleyerek geliyor. muhabbet ediyor vs. ve tabloyu buluyoruz bil bakalım nerde?! tabi ki de tavan arasında. Gördüğüm resim, gerçekten küçük bir tablo. kadın karakteri çizilmeye çalışılmış, etrafında alevler var, kadındaki ana ton kırmızı ve etrafında şimşekler var, saçları da alev olmuş. Bu harbi gence kadının kim olduğunu sorduğumuzda ilk aşık olduğu kişi cevabını alıyoruz. kadını hatırlamak istemediğinden bizde bırakıp, insanlara aşık olma hikayesini anlatırken bu tablonun yurt dışında satıldığı ama tabloyu bulursa geri alacağına dair bir yalan atması elemanın harbiliğini bozmuyordu nedense rüya gereği. bizim de bu şekilde bilmemizi isteyerek, koşarak evden uzaklaştı.

Uyumadan önce yarınki kahvaltıda neler yiyeceğini düşünen var mı? Ah tam bir anket sorusu, es geçmeyeyim o vakit! :o